| |
|
|
1. sayfa (Toplam 1 sayfa) [Toplam 3 mesaj] |
|
|
|
|
|
|
Cerrahpaşalı
|
Tarih: Per Eyl 04, 2008 9:15 am | Açıklama: |
Söz; oynayacağım bir kumar değil! Önce seslerimiz ve kalplerimiz kırıldı. Sokak sanki kocaman bir orman ve biz hikayemizi adımsız yürüyoruz. Boşluklarda asılı sallanan utançlardan gözümüzü kaçırıyoruz. Belediye otobüslerinde ansızın ağlayabileceğimizi bildiğimizden güneş gözlüklerimizi defterimizin arasına koymayı unutmuyoruz. Bağıran tekerlek seslerinden buluyoruz KIRMIZI'yı.. Yemini bozmak için yemin gibi aşk lazım, tövbe etmiş inada! Ensemizdeki soğuk nefesten de kaçmıyoruz artık, nasılsa ağzımızda sakız kokusu. Yıkamıyoruz duvarı, geçemiyoruz uğultuyu, saramıyoruz düşüp kırılmayan bileği.. ezberliyoruz; aşk oynayacağımız bir kumar değil.. "KUŞLARIN BİLE KANATLARI YALAN" diyorlar. İnanmıyoruz!! Biz başaramıyoruz kırmızı.
Burnum kanamaya başladıktan üç saniye sonra ölmeyeyim. Kanım yere damlamasın. Tenimde ne varsa kayarak akıp gitsin. Görünmesin bile. Kimse bir ses duymasın. Herkes caddeye baksın. Sonra herkes uykuya dalsın. Rüzgar ruhumun koltukaltlarından tutup en süratli arabadan bile daha hızla taşısın beni. Ve vardığım yerde cennetle karşılaşayım.. Korumak istiyorum Umay, anlıyor musun?
U. U.: Neyi?
D.: Duayı!
U. U.: Duayı geç.. Delirdiğimizi sanacaklar. Sanan da varmış. Sıcak olan çoğunun kanını donduruyor. İnanılmasından nefret edenler var. Azap bitmiyor.. Ve çok sigara içiyoruz. Kötü bu. Ellerimdeki dua kokusunu sarartıyor..
D.: Sigara içtiğimde beynim genişliyor şakaklarıma doğru. Bir delinin hatıra defteri değil bu: Bir gecenin, içimden sana seslenişi. Kendime seslenişim.. Buradan uzaklara gitmek isteyen herkes için "gel" deyişim. Kendimi uzağa çağırışım. Seni uzaydan öteye davet edişim. Seni orada bekleyişim ve yüzümdeki ifadeyi çelik soğuğuna sokup çıkardıktan sonra tüm donukluğuyla yazıya mühürleyişim.
U. U.: Daha sıradan şeyler konuşsak. Neden herkesin olduğu yerlere bakamıyorsun? Atları, rüzgarı, fısıltıyı anlatmayı denesek. Senin sızılarından kime ne.. Sonra üzülüyoruz..
D.: Sen üzülüyorsun, ben değil. Ben okuyanlara da okumayanlara da herkesin anlattıklarını anlatmayacağım. İnat değil, ikna isteği hiç değil. Bu benim. Bu .biz'iz. Öyle çok gazete sayfası var ki; onlardan birini seçsinler. Yaşın ilerledikçe ne tavşan hanım olmaya başladın. Çok mu sıkıldın? Çok mu korkutuldun? Herşey gibi mi olmak istiyorsun?
U. U.: Kapa çeneni.. İstediğin yere geç. Rüzgara, kendine, nereye istiyorsan geç ve..
D.: Uğultu.. Uğulduyorum. Şehre bir türlü bakamıyorum. Oysa sokaklarda kendi hayalimi kurup sağa sola sallanarak dolaşmayı ummuştum. Gözlerimi sımsıkı kapayıp seyretmemeyi ummuştum. Sanırım yapamayacağım. Yapamıyorum işte bak.. Şehrin sesi odadaydı, sonra camdan aşağıya eğiliyordum, o an kesiliyordu ses. Tekrar içeri dönüyordum, yine duyuyordum uğultuyu. Ve bu sürekli böyle oluyorken; gerçekte, varolan tek şey gecenin müziğinin sessizliğiydi. Müzik .biz'e ne yapıyor Umay?
U. U.: Yine sabah oldu. Ve yine unuttuk uyumayı. Yine yapayalnız şarkılar çaldı. Yine.. Aydınlık ne kadar ıssız dağ.
D.: Issızlığıma damlayan tek bir damlayı kurutmamak için kuruttuğum öteki güneşlerden hiç pişman değilim. "Dur.." dediğini duyar gibiyim birinin bana.. "Dur, ne diyorsun.. Ne yapıyorsun bana?" Sana şimdiye dek olanı - yazarak - anlatıyorum, hem de hiç beklemeden anlamanı.. Belki sezersin diye, peş peşe dizdiğim sesler seni bana getirir, içimden taşırdıklarımı sana kadar taşır, seni senle buluşturur, ve bu dünyayı daha güzel bir yer yapabilir.. Yapabilir mi ha? O hiçbir zaman anlamadığın çocuğu sevmen de işe yarar belki diyerek sana yazıyorum. O affedemediğin her şeyden nefret etme cesaretine bir kez daha geri dönersin diye.. Bu kötü değil, korkmasana.. Nefreti ifade etmek kötü değil. Hep ben sana inanıyorum, artık biraz da sen bana inan lütfen.
U. U.: Ne kadar güzel istiyorsun.. Ne kadar güzel seviyorsun..
D.: Benim - hep - sevdiğimi mi sanıyorsun? Hiç ölümü ve öldürmeyi düşlemediğimi mi? Bir öfkenin kalpleri yakan tuzlu dalgalarında boğulup intikamım için yeminler etmediğimi mi, yalnızlığıma bir geçmiş uydurmadığımı mı, örfler yazmadığımı ve şiiri kana bulamadığımı mı? Yapıyorum tüm bunları. Kandırıyorum. Hepimizi kandırıyorum.. Kendimi bildim bileli, ondan kaçmaya başladığımdan beri, onu daha da küçültmek istediğim her an, yapıyorum. "Bu dünyadan alınacak bir intikamım yok" derken; dediğimi yaşamayı öyle isterdim ki. Bu 'dürüstlük' bile iyi olduğumu gösterirken, cümlemin finalinde yeniden kendimden - yani benim gözlerime hapsedilmiş dünyamdan - intikama dönüşüyor her şey. Kendi dürüstlüğümü ilan ettiğim an bitiveriyor samimiyetim, elvedalaşmadan terk ediyor beni. ardında süslü ama içi boş bir dağ bırakarak.
U. U.: Uffff sıkıdım.. Bugün günlerden ne?
D.: Biliyorum. Sen karmaşık cümleleri senden başkasının kurmasını sevmezsin. Hep tabağına koysunlar istersin, ağzına dayamasın kimse, ama tabağını hazırlayıp çekilsinler mabedinden. Biliyorum. Çünkü bunu ben de istiyorum. Sonra, bunu yapamadıklarını gördün. Ne zaman çekmeceni kilitli bulup da komodinin üzerine eski bir fotoğraf, kırık bir cam şişe, sahibinin yitirdiği - yani fotokopiyle ya da elle çoğaltılmamış - bir mektup bıraksalar, hep bedelini fazlasıyla istediler.
U. U.: Gün ışığı çok rahatsız edici.. Perdeleri kapasana.
D.: Onlara şiirler yaşatmanı, çocukluklarında kırdıkları annelerinin nadide cam vazosunun parçalarını teker teker yapıştırmanı, ve ruja bulanmış dudak ve parmak izlerini onlara vermeni. Yani, seni. İstediler, alamadıkça daha fazlasını istediler. Sonra umutları kesilene dek akıttılar isteklerini.. kalbini bulamadılar, boşa aktı hepsi. Aşk titredi, titredi, titredi, titredi.. Seni bir beton yapmaya kararlıydılar ve o betonda soğuğu hissederek işe yaradı kesintisiz istekleri. İşe yaramadı, bundan başka hiçbir şeye. İstediklerini yaparken parmaklarının kanayacağını, dudaklarının yaralanacağını, hepten taşlaşabileceğini düşünmediler. Düşleriyle öyle meşgullerdi ki, düşünemediler. Öyle dayanılmaz bir vazgeçmişliğin vardı ki katlanamadılar.
U. U.: Bunlar senin uydurmaların..
D.: Aynada kendimi göremediğimde anladım bunu. Rüzgar uğultuya döndüğünde. Gözlerim kapalı şehre bakarken. Bulduğumun, umduğumdan farklı olduğunu dokunur dokunmaz anladım. Yüzümdeki çizgilerin aslında senin kalp kırıklarına ne kadar benzediğini. Şaşıramadım bile. Yalnızca gülümseyebildiğimi ve sustuğumda sadece seni anlatmaya başladığımı.. Sessizlik sadece seninle dile gelir diye.. Sürekli konuşup durduğumu. O günlerde anladım bunu.
U. U.: Sessizliğin oyunu sessizlikte oynanır.. Atlar, fısıltı, rüzgar, yağmurlu harfler, çamurlu sesim. Burası neresi, dağ. Çok susadım..
D.: Ne çok ıslak ne çok kuru çamurda iz bırakan tır tekerleklerinin içimi nasıl burduğunu biliyor musun? Salak mıyım, deli miyim, yaşamdan problem türetmek mi derdim? Ve hala bu soruları nasıl olur da soruyorum kendime.. Ben bana güvenmezsem, üzüldüğüm onca şeyin hakiki oluşuna ve sevinçlerime güvenmezsem.. Kar yağarken ağzımı açabildiğim kadar açıp karları içimle ısıtacağıma.. İnanmazsam, niye dünya inansın? Sen.. Niçin bana inanıyorsun?
U. U.: Nedeni var ya da yok. Ama öyle inanıyorum ki. Bir gün okumak için sabırsızlanacağım bi yazar olacağını biliyorum. Bu inanmaktan öte bir şey ufaklık. Ve öyle sevinçli ki. Sevinci anlatmak daha zor.
D.: Nafile yazılan yazılar gibi, kimsenin hiçbir yerine dokunamayan o yazılar gibi. Aslında benden beklediğin bu. Ahh sadece bu biliyorum. Birine dokunsun yeter istiyorsun.. Hem de çok fena dokunsun! O sen mi olursun, ben mi, yoksa tanımadığımız ve belki de bize bizden daha yakın olan biri mi, bilmiyorum. Henüz. Zaman gösterecek.. .biz'e değil, görecek olana gösterecek zaman. .biz; yaptığımız, yani hak ettiğimiz kadarını göreceğiz ve sonra uçup gideceğiz bedenimiz erirken. Eğer karları ısıttıysak ağzımızda, bedenimiz de ısınacak erirken, sıcacık olacak ve ayazda bile üşemeyeceğiz.. Gözlerin gibi uzak ve sıcak.. Sen masanda ölmeye terk etmemişsen hikayeyi.. Ne çok şey istiyorum, sen de öyle mi düşünüyorsun; içine çekildiğimiz bataklığı bir buz pistine dönüştürmeyi ne kadar çok istiyorum.
U. U.: Yapabilirsin. Sen yapabilirsin.. Senin saçların sarı.
D.: Neyle yapacağım bunu.. Traş köpüğüyle çamuru beyaz bir pist yaptım diyelim.. Soğuk nefesimle mi buz kesmesini sağlayacağım bataklığın? Aşk her şeye kâdir, hayatı bir düş platformuna, bir buz pistine dönüştürmeye bile kâdir, bunu sana yazabileceğimi ve bana "iyi misin" ya da "kötü müsün" diye sormayacağını sanıyorum. Eğer her şeyi, seni yanlış tanımadıysam, "çok iyisin" ya da "çok kötüsün" diyeceksindir.
U. U.: Seni daha çok seveceğim.
D.: Çünkü sen aşkın ne olduğunu bilmeden, bunu öğrenmemi, tüm dipnotalarına dek bir şarkı gibi ezberlememi asla beklemedin. Sadece inandın ve bekledin. Beklemeye devam ediyorsun. Şimdi karşılığında, karşılığımı almayı bekliyorum. Sıra bende değil, ikimiz de. Bu hayatla bir bok yapamayız, çirkinliğin gamzeli bebek kahkahalarını duymayı bekleyerek ömrümüzü ziyan edemeyiz. O bebeği biz getirmeliyiz dünyaya.. Filmlerle, kitaplarla, şarkılarla, sokaklarla, dansla, belki sokaklardaki gürültüyle..
U. U.: Küçüksün. Bilsen bu nasıl güzel.. Keşke bu kadar büyümemiş olsaydım.. Aynı kederli heyecanla duvarlara usanmadan çarpmayı nasıl isterdim. Burnum kanasa da ölmeyeceğime inanmayı, yeniden.
D.: Neden ojelerinle bana çeşit çeşit kalpler çizmiyorsun. Kırmızı, siyah.. Kimi kırık, kimi bir kalpten çok geometrik bir şekle benzeyen - belki bir kareye daha çok benzeyen - kalpler? Kalp olduğunu yalnız benim gibi aşık olanların doğru tahmin edebileceği kalpler. Eğer bunu yaparsan söz veriyorum her şeyi unutacağım.
U. U.: Senin genç erkekliğin, benim genç ayakkabılarım.. Sen mirele aşık, ben eski vedama.. Dünya derin olandan hızla kaçıyor, .biz hala emin olmak peşindeyiz. Bugün ne kar yağdı, ne yağmur..Fena.
D.: Sen de unutacaksın. Mecbur kalacağız unutmaya ve kendimize sığınacak taze bir düş kuracağız. Ellerimizle yapacağız.. Kağıt üzerinde planını - eğri büğrü de olsa - biz çizeceğiz, bildik hikayeleri satan mimarlar değil; buz mavisi kiremitten tuğlalarını biz dizeceğiz. Her şeyi standart boyutlara indirgeyen mühendisler de değil. Ve çatısını gene biz döşeyeceğiz.. Onlara bırakılmayacak kadar önemli bu. Sonra içine geçip sırt sırta dışarıdaki suyun sesini dinleyerek, içine limon dilimleri ve karanfil taneleri serpilmiş suyu içeceğiz. Yaz ya da kış, yağmur her mevsime yakışıyor Umay. Ama sana daha çok kar.. Senin bütün mevsimlerine.. Neyse.. Henüz o vakit çökmedi üzerimize. "Erken" demek için bile erken bence. Bırakalım tüm bunları..
U. U.: Uyuyalım hadi.. Hâlâ tüm ertesi günler uyanacak gözlerim var. Bunla öğünüyorum. Beni acıtan hikayenin ertesi gün uyanacak gözleri yok. Ama bundan utanmıyor bile. Alnıını dayayabileceği bir şiiri bile yok..
D.: Aşk haiiin, aşk zaliiiim, ama sende sokağın güzelliği var. Sende izmaritin acısı var. Yanağında sessiz esen bir rüzgar var. Ama..
Birgün Gazetesi - 13 Aralık 2004 |
|
_________________ " Bir bal çanağı olmak isterdim
Çocuklar parmaklarını banardı gözlerime
Kör olurdum ufak elleriyle
'Bugün' diye başlayan bir masal söylerdim
Gülüşürlerdi, gülerdim.. "
|
|
|
 |
|
|
|
|
|
|
 |
|
|
1. sayfa (Toplam 1 sayfa) [Toplam 3 mesaj] |
|
|
|
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki iletilere cevap veremezsiniz Bu forumdaki iletilerinizi değiştiremezsiniz Bu forumdaki iletilerinizi silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız
|
|
|
|
|