|
| 1. sayfa (Toplam 3 sayfa) [Toplam 23 mesaj] | |
|
|
|
|
|
|
|
 |
|
|
|
|
SymrnA
|
Tarih: Sal Nis 03, 2007 11:38 pm | Açıklama: Sevgilin kadar uzaksın kendine |
Sevgilin kadar uzaksın kendine
Kaybolmuş bir ney…
Unutulmuş bir dağ…
Kırık aynasında parmaklarını kesen bir kar tanesi…
Arındıkça kanayan bir düş;
Gecenin avlusunda kanatsız bir peri…
Kapılarda yırtılmış hayal bildirileri…
Sense yastığının altındaki anahtara uçuyorsun.
Anahtar, suların ardındaki bir yüze düşüyor;
Su ürperiyor…
Şimdi eski bir sevgili kadar yakınsın kendine…
Aşk, yüzün kadar yakın;
Ömrüm, yüzün kadar uzak sana…
Yastığının altında bir uçurum gibi açılıyor kaderin.
Yeni sevgilin kadar uzaksın kendine,
Kanayan masumiyetin kadar yakın… |
|
_________________
Çok sahiplenmeden,
Çok ait olmadan yaşayacaksın.
Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi hem de hep senin kalacakmış gibi hayat.
İlişik yaşayacaksın. Ucundan tutarak...
|
|
|
 |
|
|
|
|
|
|
 |
|
|
|
|
|
|
 |
|
|
|
|
SymrnA
|
Tarih: Per Nis 05, 2007 9:32 pm | Açıklama: Sevdikçe bütün suçlarını silerdi ömür |
Sevdikçe bütün suçlarını silerdi ömür
Eski zaman şarkıları çalıyordu evinde,
Dalgınlığın hayallerini koruyordu…
Bilerek yapmıyordun, kalbin öyleydi…
Sokağa geç çıktın:
Dışarıda insanlar vardı senin gibi
Ama ellerinde tek gözlü yırtıcı kuşlar vardı.
Kafeslerinde ölümü taşırlardı, şiddeti;
Tek gözü kalmış…
Başkalarında onca kirlenmiş olan saflık,
Son umudu oldu aşkının…
Saf kalman mucizeydi,
Eğer kendin olmasaydın…
Sevdikçe bütün suçlarını silerdi ömrün;
Kalbin yırtılırdı bu acının zevkinden…
Cezmi ERSÖZ
|
|
_________________
Çok sahiplenmeden,
Çok ait olmadan yaşayacaksın.
Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi hem de hep senin kalacakmış gibi hayat.
İlişik yaşayacaksın. Ucundan tutarak...
|
|
|
 |
|
|
|
|
vive l'Amour
|
Tarih: Çar May 30, 2007 3:58 pm | Açıklama: Saçlarının Kardeş Kokusu / Gözlerinin birinde kamera varmış |
Söylemiştim sana, aşk benim kurtuluşum, soluğum, özgürlüğümdür, diye. Bu sıradan, bu bayağı hayattan, bu günlük, bu insanı haysiyetsiz bırakan korku ve kaygılardan, hesaplardan, kendimi korumak için girdiğim rollerden, baskılardan, aşkımla çıkabilirim ancak; aşk benim için ya hep ya hiçtir, diye.
Çünkü ben sizler gibi olamadım bir türlü.
Sizler çok “duygusalsınız! ” Hormonlarınızın size her mevsim oynadığı küçük oyunlara kapılıp âşık olduğunuza inanıyor ve hemen kapılıp gidiyorsunuz; ya da sizler aşk diye birbirinizi kulllanarak hayatın sizde açtığı yaraları iyileştiriyor, yıpranmış benliklerinizi onarıyorsunuz. Sonra da geçip giden yazların ardından ve güçlenmiş egolarınızla hesaplı ve korunaklı ilişkilerinize geri dönüyorsunuz. Beraberliklerinizin ya da aşk sandıklarınızın ardında hep bir dönüş kapınız açık sizin. Sizler mevsimlik aşklarınızdan geriye olduğunuz gibi geri dönersiniz. Bense çıktığım yolculuktan sakatlanmış olarak dönerim! Hiçliğe... ve bir kez daha ölmüş olarak. Tıpkı seninle yaşadıklarımdan sonra hissettiğim gibi... Söylemiştim, sana duyduğum aşk, içimde derin ve ölümüne bir kök saldı diye. Sense benimleyken hayatın sende açtığı yaraları iyileştirmiş, yıpranmış benliğini onarmış, kırgınlıklarını, korkularını, zaaflarını bana yüklemiş, sana güven veren, korunaklı ilişkine geri dönmüştün. O kötü enerjini geçirdiğin sahipsiz bir toprak olmuştum sana...
Onu sevdiğimi anladım, ona dönmeliyim, demiştin. Şimdi benim kanımla yeniden güçleniyor ilişkiniz. Şimdi ona okuduğun, ama benim sana yazdığım aşk şiirleriyle, öyküler ve yenidendoğuş efsaneleriyle besleniyor yakınlığınız. Şimdi ilişkinize benim çaresizliğim, itilmişliğim heyecan katıyor. Benden sevgini esirgeyerek, beni ölümün kucağına bırakarak ona döndün. Ne farkı var öyleyse beraberliklerinizin, ilişkilerinizin bu aşağılık, bu adaletsiz, bu esaret dolu hayattan? İlişkiniz benim safdışı edilmemle taçlanıyor şimdi... Safdışı etmek! .. Bu hayatı ne güzel özetliyor! ..
Bilmeni isterim, sandığın gibi sadece kadınlar aşkla seviştikleri erkeklere bağlanmaz, kimi erkekler de aşkla seviştikleri kadınlara bağlanırlar. Savruk yılların soldurduğu bedenimin şimdi sana umutsuzca bağlandığı gibi...
Uzun süre sana âşık olmamak için direndim. Sonra bu direnmeye daha fazla dayanamayacağımı anlayınca açtım kapılarımı. Ve kendimi hiç korumadan yaşamaya başladım seninle. Çünkü buydu benim için aşkın doğası. Kimse kendini korumaz. Ya hep ya hiçtir aşk. Ve aşkta yarın yoktur. Birlikte yolculuğa başlanır: İçerilere, kalplere, çocukluğa. Şefkatin ve sevginin esirgendiği günlere. Sonra o sevinçli ıstıraba... Bense sana inanmış, kalplerimize bu yolculuğu yaparken seni yanımda sanmıştım. Oysa sen benimle bu yolculuğa çıkarken ardında hep açık bir kapı bırakmıştın; kaybolmamak ve çok acı çekmemek için ve sonra güvenli, korunaklı ilişkine geri dönebilmek için. Oysa sevgili, böylesi yolculuklara çıkarken geriye bakılmaz, tereddütlere düşülmez... Yitirmeyi ve çok acı çekmeyi göze almadan kimse kurtulamaz bu adaletsiz hayattan, bu sefil esaretten... Kimse gerçekten âşık olamaz.
Ben yitirmeyi ve çok acı çekmeyi göze aldığım bu yolculukta, bu inancımın coşkusunu yeniden yaşamak için her defasında gözlerine bakmıştım. Yazık, görememişim, gözlerinin birinde kamera varmış! ..
Şimdi sen hiçliğe bıraktın beni. Ben bu hiçliğin içinden çıkıp çok güç de olsa varlığımı, yani özgürlüğü yeniden bulabilirim. Ya sen sevgili, gözünden hiç çıkarmadığın o kamerayla ve çok acı çekmekten ve yitirmekten hep korkarak yaşarsan nasıl kurtulacaksın bu esaretten, bu adaletsiz dünyadan? .. |
|
_________________ “...monsieur mon passé, voulez-vous passer...”
|
|
|
 |
|
|
| 1. sayfa (Toplam 3 sayfa) [Toplam 23 mesaj] | |
|
|
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki iletilere cevap veremezsiniz Bu forumdaki iletilerinizi değiştiremezsiniz Bu forumdaki iletilerinizi silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız
|
|