Pano

Pano » Melankoli Özel Bölüm » Yazarlar / Şairler » Edip Cansever

• "S - Ş" Harfiyle Başlayan Eserleri •


1. sayfa (Toplam 1 sayfa) [Toplam 6 mesaj]
Tek Mesaj Gösterimi Tek Mesaj Gösterimi • Mesaj: #1
YazarMesaj
Tutsak
 °.Untitled.°
Gizlenmiş Avatar


[Üye Notları]

Kayıt: 27.02.2007
Üye No: 118
Mesaj: 434
Konu: 78
Şehir: İstanblue


 
Tarih: Sal Mar 25, 2008 12:31 pm | Açıklama: Not  Edip Cansever
Alıntıyla Cevap Gönder

Saplantı

Sözlerim kendim üstüne
Gölgem beni istedi
O ki istedi
Suyum beni istedi
O ki istedi
Cemile beni istedi
Ne oldu? hiç! alışamadım
Kartalın bir kayaya çarpısı idi

Soyundum, giyindim, tekrar soyundum
Arada olacağın düşünü kurdum
Zevk duydum bundan
Cemile anlamadı, Cemal hiç anlamadı
Safiha görmedi ki
Ve göstermedim

Sözlerim kendim üstüne
Bir uzak yerlere gitmek üstüne
Sanki gunler tek bir gune birikti
Bense çıkmazda kaldim, usandim
Çıkamazlar da üst üste
Birikmiş ufuklar kadar derindim

Ve dedim: elbette deneyecegim



Seni Günlere Böldüm....

Seni gunlere boldum, seni aylara
Daha yillara, yuzyillara bolecegim
Ve her zaman soyleyecegim ki beni anla
Boyle eskitilmis de olsa bu kalbi
Minesi çatlamış bir diş gibi durduracağım karşısında.

Şiirler söylenir, şiirler biter
Biz bu sevdayı neresine sakladıktı sen ona bak da
Kahverengi avuçlarına mi gözlerinin
Tam oradan mi kahverengi yağan bir aydınlığa.

Bütün günler yenileşir her bekleyişte
Ve bütün dünler, bütün geçmişler
Kapını acarsın ki bir de, hiç kimseler yok
Caresiz, benim sana gelisim de hep boyle.

Dun akşama dogru turuncu bir bulut gecti
Sonra butun bulutlar hep birden gecti
Anilar, anilar, belki hepsi bir kelime



Sesli Harfler

Sen, o benim, daha ne duruyorsun aşk kelimesi
Burasi ben, gene bir sevdaya cagrildi o yer
Inanma ellerimi deniz, agzimi bulut ettigime
Agzim da, ellerim de dunyaya gore
Gunum aydinlikla biter.

Tut ki ben her turlu gorunmenin apayrisi
Gun gunden sevdaya benzer
Bir adam düşünürsem şapkası maviyle gelen
Bir ekmek koparılsam iste o sıra
Benzer mi benzer sevdaya
Bir duruşum var çevresi gözlerinden.

Sanki yanımda gezdiriyorum aşk kelimesi
Uyanık, duygulu, her günkü yanımda
Bilmem ki ne yapsam, ne etsem bu sevinirliği
Kendimi görmeye parklara gidiyorum
Kiminin bana kiminin çaresizliğe elleri.

Kaçsam da bir turlu karanlık simdi
Ne kadar ayni bir dünyadayız seninle
Aşka, dövüşe, maviye yetmek için
Biriyim, cesurum, var misin ellerime
Bir başka sabaha kadar içelim.




Sevda Bir Ateş Buldu Sende

Sevda bir ateş buldu sende, eğilip öptü seni
Artık kimse denizi bilmiyor.

Dirseklerini masaya koyusundan belli
Gelip gecen bir günü bitirmek istemediğini
Sevda bir umut buldu sende.

Ey bir yolcu listesinde bir oluyu arayan
Artık kimse gözlerini bilmiyor.

Şunu imzala
Bir mektup, bir telgraf alındısı değil
Unutulmuş bir sevdadır kapısını çalan
Ve sevimsiz bir terlik gibi duran odan
Kimse artık bir şey giymek istemiyor.

Sonra bir pencereden kendine
Ay ışığı gibi vuran sen
Ne sana ne başkasına benziyor.

Ve iste bir dip baliği su boşluğunda
Çırparaktan yüzgeçlerini
Hiç kimseye uymayan bir mevsim öneriyor


Sevişen

Seni seviyorsam bunula her yerin
Öyle iç çekişlerin gibi bir değil iki
Nasıl yaşamaya başlar daha çok
Buluşan iki mısra gibi.Bir şiirin
Kokusuz, tatsız çocuk adları gibi

Bir kuş da gözlerine uygulanmış sesiyle
Öter durur kıyısız boş saatleri
Ben niye titriyorum'la birlikte
Sonsuzluk alanıdır yüreğin.

Bir anlık gecesinde bir günlük mevsimlerin
Bildik mi yaşamayı ikimizce
Biz getirdik demektir anlamayı evrene
Sevişmek alanıdır yüreğin.



Su

Bir gün, bir uzun gün hep denize baktık
Miller ve ağırlıklar bitti
Gelip geçmeler bitti, gemilerin
Beyaz ve kocaman gövdeleri
Gözün kahverengi suyuna geldik.

Palamutlar yaktık, çalılar her zamanki gibi
Süsledi bizi bu ufak değişiklik
Çok ağır bir şeydi gün dörtgenleri üstümüze düsen
Aydınlıktan kopan aydınlıktan kesilen
Ağır mi ağır
Kaldık ne kadar kaldıksa böyle
Sonra gün diye bildiğimiz ne varsa akıtıldı
Duvarlar, sarmaşıklar, evler akıtıldı
Güneşler, hızarlar, kıymık taneleri
Vinç sesleri, çekiç sesleri bir.

Sokağın bitiminde donup arkama baktım
Her şey nasıldı diye
Sundurma hazin
Carsı kararsız
Düzlerde yarlarda tepelerde
Kurtlar, tavşanlar, yılanlar erimekte
Herkes dünyayı bir yanından onarıyor sanki
Meltem belli belirsiz birselleri kıpırdatıyor
Gözümü kap atik sokağa baktığımda
Sudur gün.

Ah sudur, ne yandan baksam sudur
Suyun imgesi sudur
Trenlerin kalktığı her yerde
Bavullar sudur
Bir gün bir Erzurum çalkantısı
Obur gün Konya pası
Manikadan görünen İstanbul kıyıları
Çantası açık duran bir kadının anisi ve
Dudak boyası
Ardahanlı bir kartal
Kızılca hamamlı bir pirinç
Tülbentler, yazmalar, krepler
Hep sudur
Askerin son defa memleketine baktığı
Yüzünü çevirince bir bardak gibi düşüp kırılan memleket
Ve gemilerin ağır ağır limanlardan çıktığı
Ah sudur.

Bir gün, bir uzun gün bir aynanın önündeyim
Kirpikler ve saclar bitti
Gövdem duvara sürte sürte inceltilmiş bir nesne gibi
Dalgın ve uzun
Uzun ve sisli
Ben ki gövdemle tattım gövdemi, iyi bilirim
Bir hurma, bir baş dönmesi
Kokusu baş dönmesinin
Güzel kaplar aldım bu yüzden, ne kadar güzel kap varsa
aldım
Bilmek için suyumu
Ve hazırlıklı değildim ve bildim
Ben suyun bir dakika durduğu
Durunca boğulduğu bir yerdeyim.

Bir kılımı yere sermek kadar güzel ne var
Sonra püsküllerini düzeltmek kadar
Ya sofraya dilim kesilmiş bir domatesi koymaktaki
görkem
Kamyon sürmek yükünü bilmeden
Ve ikimiz bir akşam üstü sırasında
Ve akşam üstünün Anadolu ya giden bir otobüs gibi kalkması
sırasında
Dağlarda, tarlalarda, köprü altlarında
Sazların, taşların, yosunların arasından geçerek
Bir akik gibi yansıyaraktan hem de
Kırmızı bir karpuzun doğum sancısına
Su akar ben akarım
Ben akarım su akar
Vakit yok bakışmaya

Günlerden suya.

_________________
"...halbuki korkulacak hiçbir şey yoktu ortalıkta
her şey naylondandı o kadar..."
Başa dön Gizli
Düzelten: ..GöLgE..; Cum May 23, 2008 10:00 pm » Çift tırnak düzenlendi..
Tek Mesaj Gösterimi Tek Mesaj Gösterimi • Mesaj: #2
YazarMesaj
Tutsak
 °.Untitled.°
Gizlenmiş Avatar


[Üye Notları]

Kayıt: 27.02.2007
Üye No: 118
Mesaj: 434
Konu: 78
Şehir: İstanblue


 
Tarih: Sal Mar 25, 2008 12:34 pm | Açıklama:   ''Ş'' Harfiyle Başlayan Eserleri
Alıntıyla Cevap Gönder

Şekerli Gerçek

Ev karanlık kap kaçak iğne üstünde
Karisi çocukları var mi yok mu belli değil
Masa iskemle ocak
Arama öyle şeyleri
Bir sofra bir yaygı
Bir sedir olsun yok mu
Yok o da yok iste
İğreti bir yaşayış içinde adam
Duvarları yalnızlık yemiş bitirmiş
Gökyüzü üstünde yıldızlar daha üstünde
Kim örtsün damı duvarları kim koysun yerine
Adam bir hiçliğin üstüne uzanmış
Kimseler görmez
Kil bir torba içinde sabunlar kımıldaşır
Sabaha kadar
Adam bıktığını anlayınca hiçlikten
Gelsin pencere gelsin duvar
Gelsin karisi çocukları
Islak taslar sabah isleri
Adam dükkana döner gene
O gerçek dediğimiz şey ısıl ısıl
Yapışık sesler çıkarır sekerlerin üstünde.


Şey Şey Şey Ve Şeylerden

Bir adam kendi tiyatrosunda, tamam
Bir köpek sokak değiştirdi, korkak
İçi sut dolu bir lokanta, ve kapandı
Ben ağzıma geleni söyledim, öyle
Gene bir ağaç ottu, bu kaçıncı.

Sevişsek olmaz miydi, varan bir
Elbette olurdu, bir kir çiçeği bir bulut
Bir gülüş kanamak üzere, ve gizli
Ve çabuk tarafından bir şey, şarap
Aşk gene kelime değiştirdi, vahşi.

Güneşe çıktık, bunu unutma, varan iki
Ne uzak bir sesimiz vardı, efsane
Gelince Çile geliyordu bir cay
Oysa biz iki demiştik, varan üç
Gözler ki demeye kalmadı, derin.

Kim bilir ne seviştik ki saat kaç
Elleri tetikte buuta gazetelerin.



Şu Ballanan Bahçe

Mavi rüyalarla dolu göğün kovası
İçinden kana kana içtiğim
Bulut kokulu gelin bohçası

Kısa sanma hayatı koş
Umut dolu bu dirlik kavgasında
Olgun bir kadın şu ballanan bahçe

Bedeller peşin ödenir
Kurumuş boğazında bir yudum suyla
Titrek korku şakacı bir at, içimin eğri ovalarında.



Şu Küçük Şey

İndirdik mi suya denizi
--İndirmedik suya denizi
--İndirdikti suya denizi

Buruk ve unutulmuş yapıyor beni
Su akşamüstü, su küçük şey
Çökerken sisleriyle-küçük vapurun kamarasını andıran-
Dilsiz ve gücenmiş bir öykü gibi.

Nice sözler vardır -belli belirsiz- bir yangın yerine benzer
Araşıra kokusunu duyarız
Ve aşklar şekilsiz eylemlerdir gün günden
Biçilmemiş bir çayıdır butun yasam
Durumlardır çünkü akılda kalan yalnız.

Örneğin
Bir aksamdır Don nehriyle Soholov.

_________________
"...halbuki korkulacak hiçbir şey yoktu ortalıkta
her şey naylondandı o kadar..."
Başa dön Gizli
Tek Mesaj Gösterimi Tek Mesaj Gösterimi • Mesaj: #3
YazarMesaj
Sch`
 vive l'AmourAdmin
Gizlenmiş Avatar


[Üye Notları]

Kayıt: 24.02.2007
Üye No: 115
Yaş: 20 Akrep
Mesaj: 3085
Konu: 890
Şehir: Zong. / Ist.


 
Tarih: Cum May 23, 2008 12:46 pm | Açıklama:  
Alıntıyla Cevap Gönder

    Salıncak

    I

    Büyük bir oda. Bahçeye açılan bir pencere
    Ortada bir masa
    Yanda bir kapı
    Daha birkaç şey: Örneğin bir yunus balığı camdan, bir heykel
    Sabah. Duvarda gün tanrıları
    Rezneler, sedef otları, küpe çiçekleri görünür pencereden
    Görünür ama görünmez
    Yani hiçbir şey yerinde değil pek. Bugün ne?

    Salı! O bile yerinde değil
    Bir bardak, bir sürahi yerinden edilmiştir, nereye koysak
    Nereye?
    Bilmem!
    Bir çıkrık bir zaman dışını kolaçan eder şöyle
    İyi. Biz buna bir durumun sınırsız gelişimi diyoruz
    Diyoruz; sanki o her şey kadar bir her şeyi getirir, yığar
    Çıkrık
    Bir su gürültüsü, bir pul koleksiyonu, bir duanın yaratılışı duyulur bu ara
    Duyulmaz ama duyulur
    Başlar çünkü onlar da; yani pul, su gürültüsü, dua
    Başlar bir insan gibi; süreyi, düzeni ölümü taşımaya

    Sabah. Duvarda gün tanrıları
    Birinin süresiz terlik giyeceği tutmuştur yukarı katta
    Aşağıda
    İskemle gıcırtısı, ayak
    Tütün kokusu, koku
    Yaz kelebeği tadında bir soluma
    Yer değiştirme, kımıltı
    Tekrar soluma
    Kadın
    Sessizlik.

    II

    Gün ışır iyiden iyiye, odanın orta yerinde bir kayalık
    Sarı bir kertenkele... onunla her şey bir iki sıçrar, durur
    Başkaldırır, düşer
    Bir çorak bağırışı, bir taşın ikiye bölünmesi işitilir. Sonra?
    Bir su arayışı, bir bozgun... Biz buna benzer her şey diyoruz, her şey her şey
    her şey
    Çünkü o, kadın
    Uzanır, sağar bir yokluğun içinden
    Gene bir yokluğu sağlar, üşenmez
    Bir gül çukuru tersine döner, bir alev kıyısı doğurganlaşır
    Çıkar boş kıyılardan katılaşmış akşamüstleri
    Böler o bakışları bir sarkaç gibi binlere
    Ama bir zaman gibi değil, bir sarkaç gibi böler
    Yani olanlar olmuştur bir kere
    Bir kartal donakalmıştır sıcaktan. Bir U sesi duyulur
    Yaratılmaya uygun bir ses, U
    Uzağa bakar kartal. O kadar bakar ki, bakmaz
    Taş kesilmiştir taş, boynu ileri düşmüştür
    Tanrım bize bir salıncak!
    Çok çabuk geçmek için şu olup bitenleri
    Bir daha, bir daha, bir daha
    Unutmak unutmak unutmak
    Tanrım!
    Taş kesilmemek için taş
    Bunu evrenin sonsuzluğu diye yorumlar varlığı olmayan bir söz

    Kadınsa kımıldamak ister, olmaz
    Yer değiştirmek ister, olmaz
    Solumak birdenbire
    Gene olmaz
    Olacak bir şey boşuna aranır, boşuna boşuna boşuna
    Bir kaya daha çatlar
    Başlar ufacık taşlar yuvarlanmaya
    Eser bir silinti, bir sisin dağılışındaki öz
    Çıkar o yunus balığı, o heykel
    Yaz kelebeği, kapı
    Sonra?

    III

    Sonra ne? Sabah! İyi bir gün başlar ne de olsa
    Tepeden tırnağa beyazlar giyinmiştir kadın
    Ne var ki bir kadın gibi değil, bir aşk, bir umut gibi değil
    Bir aralık gibi durur dünyada
    İşte bir soru!
    Okurken elinde tuttuğu; okumaz, gene elinde tuttuğu
    "Önce hep gece vardı" diyen bir kitapla
    Biz buna bir sorunun sınırsız gerilimi diyoruz
    Diyoruz; çünkü o kadın
    Ne yapsa, neye uygulansa
    Bir aralıktır şimdi dünyada
    Bir aralık, bir aralık!
    Yıllanmış ağaç kabuklarında bir yara
    Bir geçit, bir su akıntısı, bir bıçak izi
    Ve batık gemilerden şimdiye arta kalan
    Bir batışın korkunç, ama hiç bitmeyecek izlenimi
    Tanrım ona bir salıncak!
    Bir gidip bir geliversin diye boşlukta
    Umutla, erinçle, tutkuyla
    Kendine kendine kendine katlanarak
    Hani görmeden daha, bilmeden darıldığı kendine
    Tanrım
    Ona bir salıncak!
    Tam burda
    Gözlüklü, kış akşamları yüzlü bir bahçıvan
    Sorar o sokak kedisinin dilindeki hızla
    Sorar o çiçekleri -bir çiçek olmayan yalnız- sorar sorar sorar
    Nereye kadar bilinmez
    Hani bir sormasa... korkunç!

    Hani bir çalgıcı vardı, başını çalgısına koymasa uyuyamaz
    Sonra?
    Sonra ne? İşte bir çamur gibi sıvanmış odaya
    Karanlık bir kilisenin
    İhtiyar zangoçunun ağzıyla
    Günaydın!
    İyi bir gün başlar ne de olsa

    IV

    İyi bir gün başlar. Dünyadayız artık. Dünya!
    Şu tatlı pencereniz. Sizin. Bunu anlamayacak ne var? Pencere
    Tanıklık ediyor işte. Gün mavisi bir şey. Tanıklık ediyor
    Pek açık değil. Değil de... Size. Tanıklık ediyor bir de
    Bunu evrenin sonsuzluğu diye yanıtlar varlığı olmayan bir söz
    Yok canım! kimsenin bir şey dediği yok, söylenmiş bazı sözler yaşıyor, o kadar
    İşte
    Yaşamış bir kadın yaşıyor orada
    Yitmek, hani durmadan yitmek, ulaşmak bir aşkınlığa
    Var ya
    Orada
    Tek imge kayalardır, işte orada
    Yaşar hiç konuşmadıklarınız, işte orada
    Dışa vurmadıklarınız, şimdi orada
    Her şey hep kayalardır; otlar da böcekler de, sular da
    Günler de, zamanlar da
    -Görünen bir zamandır çünkü orada-
    Bir el yana düşmemiş, kaldı ki birden havada
    Değilse bir hareket bu, yalnız orada
    Orada
    Bir ayak boyu yerde, bir kadın
    Bırakılmış gibi yıllarca
    Tanrım ona bir salıncak!
    Taş kesilmesin diye taş
    Donakalmasın diye boşlukta.

    Hani o balıkçılla yarışan çaylağa
    Kırpışan gözleriyle bakan gemici
    Gibi
    Baksın o da görmeden
    Ne çıkar ustaymış, erginmiş uzağı görmekte gözleri.

    Tanrım size bir salıncak!

_________________
“...monsieur mon passé, voulez-vous passer...”
Başa dön Gizli
Tek Mesaj Gösterimi Tek Mesaj Gösterimi • Mesaj: #4
YazarMesaj
Sch`
 vive l'AmourAdmin
Gizlenmiş Avatar


[Üye Notları]

Kayıt: 24.02.2007
Üye No: 115
Yaş: 20 Akrep
Mesaj: 3085
Konu: 890
Şehir: Zong. / Ist.


 
Tarih: Cum May 23, 2008 12:47 pm | Açıklama:  
Alıntıyla Cevap Gönder

    Sona Kalsa

    Usul usul konuşuyorlar aralarında
    Denize bakıyorlar bazen - çatalını gezdiriyor biri tabağında -
    Gölgesi bir kuş ölüsü
    Karşıda yeni budanmış ağacın
    - Olsa, başlangıçlar sona kalsa -
    Kolyesiyle oynuyor kadın - tabağımda soyulmuş elma -

    Saatime bakıyorum sık sık
    Kapıyı gözlüyorum arada
    Biraz soğum mu geliyor ne - kapatır mısın -
    Sinirli bir kırmızılık suya batıyor
    Düşünüyorum, ansızın bir dost yüzü
    Görmemiştim de yıllarca.

    Gelse
    Değişmiş çok, yaşlanmış da
    Sigaramı yakıyor durmadan
    İstemem diyemiyorum - ama yakmasa -
    Konuşuyoruz -konuşuyor muyuz -
    Yazmayı bırakmış çoktan
    Gerçi bir roman taslağı varmış kafasında
    "Bir elimde elma elmada bir el"
    Diyorum
    Hayretle bakıyor yüzüme
    Bir bardak bira içiyor, çekip gidiyor az sonra.

    Kadranı kırmızı saat
    Plasterle tutturulmuş kırık cam
    Şurda burda plastik çiçekler
    Evet, aralık kapıdan soğuk geliyor
    Tam kalbimin üzerine bu akşam.

    Ölüm
    Sen en güzelsin bu saatlerde
    Büyütmüş yetiştirmişsin beni
    Söyler miyim hiç sana hayran olmasam.
    Bugün de ince, bugün dekırıldı kırılacak
    Bugün de
    Tam nerede kalmışsam.

_________________
“...monsieur mon passé, voulez-vous passer...”
Başa dön Gizli
Tek Mesaj Gösterimi Tek Mesaj Gösterimi • Mesaj: #5
YazarMesaj
Sch`
 vive l'AmourAdmin
Gizlenmiş Avatar


[Üye Notları]

Kayıt: 24.02.2007
Üye No: 115
Yaş: 20 Akrep
Mesaj: 3085
Konu: 890
Şehir: Zong. / Ist.


 
Tarih: Cum May 23, 2008 12:48 pm | Açıklama:  
Alıntıyla Cevap Gönder

    Sonrası Kalır

    On kalır benden geriye dokuzdan önceki on
    Dokuz değil on kalır
    On çiçek, on güneş, on haziran
    On eylül, on haziran..
    On adam kalır benden, onu da
    Bal gibi parlayan, kekik gibi bunalan
    On adam kalır.

    Ne kalır ne kalır
    Tuz gibi susayan, nane gibi yayılan
    Dokuzu unutulmuş on yüz mü kalır
    Onu da unutulmuş bir şiir belki kalır
    On çizik, on çentik, on dudak izi
    Bir çay bardağında on dudak izi
    Aşklardan sevgilerden
    Suya yeni indirilmiş bir kayık gibi
    Akıp geçmişsem, gidip gelmişsem
    Bir de bu kalır.

    Ne kalır benden geriye, benden sonrası kalır
    Asıl bu kalır.

    On yerde adam geçse geçmese
    Dağlardan tepelerden inen bir düzlüktüm,
    anlaşılır.

    Akşam olur, bir günden dibe çökerim
    Su içer,dibe çökerim
    İyimser bir duvarcıyım, her gün bir tuğla
    düşürürüm elimden
    Bu yüzden gecikirim
    Size bu sıkıntı kalır.

    Ne kalır

    Kahvelerde kalın kalın kayısı vakti
    Dişleri kesmeyenin en az kayısı vakti
    Dişleri hiç kesmeyenden
    Gün geçer, kendi kalır
    Kahvelerde kayısı.

    Gezginim, açık denizlerden yanayım
    Biraz da Akdenizliyim, bu işte böyle kalır
    Akdenizli herkes konuşur duyarlığını
    Başka ne kalır
    Biz ki bir konuşuruz geriye on şey kalır.

    Ben buyum, dersin, arkadaş
    Sevgilim, ben buyum
    Yüreğim vurgun, dişlerim altın
    Ceketim sol omzumda
    Vakit vakit incelen vakit.

_________________
“...monsieur mon passé, voulez-vous passer...”
Başa dön Gizli
Tek Mesaj Gösterimi Tek Mesaj Gösterimi • Mesaj: #6
YazarMesaj
Sch`
 vive l'AmourAdmin
Gizlenmiş Avatar


[Üye Notları]

Kayıt: 24.02.2007
Üye No: 115
Yaş: 20 Akrep
Mesaj: 3085
Konu: 890
Şehir: Zong. / Ist.


 
Tarih: Cum May 23, 2008 12:48 pm | Açıklama:  
Alıntıyla Cevap Gönder

    Su Altında Kanat Çırpan Üveyik

    I

    Bir çift Van sesi
    Van'ın doğurgan sesi
    Bin çift nar düşürülmüş gibi dalından
    Bu onun sesi
    Sessizce yağan karda nar sesi.

    Su altında kanat çırpan üveyik
    Her rengin başka rengi
    Resmini kendi çizer
    Düşünde kendini görür
    Kıyılar onun itiş biçimi
    Üveyiktir Van'da anmak anılmak
    Üveyiktir sanrının üvey kardeşi.

    Dağ yollarında yalnız gezen çeşmeler
    Suyu eşkiya soluğu
    Akışı aralıksız nal sesi
    İlk kulak verişte duymanın uzak
    Çok derin içi
    Dağ yollarında yalnız gezen çeşmeler.

    Asurlu sert hüznü onun
    Bizans gözleri
    Yuvarlar beyaz taşlar
    İçini açar bana
    Açınca bana içini
    Gündışı bir saattir, acı bir kış kavununda
    Birikmiş gündüzlerdir
    Ve gelen kimdir bilinmez
    Oyunlarda ikinci
    Oyunlarda üçüncü
    Kişiler gibi
    Söze pek karışmayan
    Ya da
    Çok eski bir haberci.

    Kapamam gözlerimi, kapamam
    Korkarım kapayınca bir başka şehirde uyursam

    Yağarken yağan karda Doğu'nun
    İşleyen ezik sesi
    Yağarken yağan karda
    Çekip gider haberci.

    Eski bir manastır çanı
    Akşamları suya döker süsünü
    Su altından çıkan üveyik
    O da
    Yağmurda yıkar yüzünü
    Dağ başlarında yalnız gezen ormanlar
    Dağıtır kamyonlara sisinden sıyrılarak
    Günlerdir boşluğunda tuttuğu hüznü
    Ve hüzündür kendiliğinden
    Han havlularında ağır ağır
    Yem kesen atların yükü
    Toplanan pazarlarda, kapanan dükkânlarda
    Bütün gün ip satanların, bakır satanların
    Doluşup cami çeşmelerine
    El yıkarken çığırdıkları türkü
    Ve Tatvan'a giden vapur bir de
    Ekler bütün hüzünlere
    Bir sabah bir Van hüznünün özgünlüğünü.

    Sabah değilim, akşam değilim
    Sunaklarda ipince
    Belirsiz bir çiziğim
    Yüreğim kanda parlar
    Kan kadar yerde parlar
    Toprakla iç içeyim
    Biri kazıp bozmasa
    Alıp gitmese beni
    Batmadan yakalanmış çok eski bir güneşim
    Öyleyim
    Yeraltında gözleri kör mozayık
    Yeraltında yalnız gezen parmaklar
    Binlerce dibek konuşur
    Binlerce dibek parlar
    Koşar buğday tozuna su altındaki üveyik
    Bir çift Van sesi
    Doğan güneşle bu, batan güneşin sesi.

    Kapamam gözlerimi, kapamam
    Korkarım kapayınca bir başka şehirde uyursam.

    II

    Kış bitecek birazdan, kışa geç kalma
    Böyle diyordu savat ustası Hasan
    Gelirken az tütün getir
    Bir dağ keçisi parçala
    Tuz bas düşümde gördüğüm kana, tuz bas
    Ne derdi güz ortalarında baban sana
    Dokunma Van'a
    Van köylüsü kendini çavlan gibi üretir
    Göl gibi dokur
    Ve beklemesini bilir, burkulur
    Eğiktir şimdi boynu, sen de eğiksin
    O kadarını anlarım
    Ben bu savatları bunun için işlerim
    Üç beş kuruşa satarım
    Gözümün yeşili üstünde kalır
    Balkır güz kırmızısı eğiminde
    Üveyikler kalkar her bir nakışından
    Durur belleğimde konuk sayılır
    Senin olsun şu eski mavzer
    Biri armağan ettiydi babama
    Okşadı sevdi yıllarca onu
    Bir gün hiç konuşmadan
    Uzattı verdi bana
    İşine yarar mı bilmem
    Bildiğim bir şey varsa
    Mavzerle denenmek ister dağlar
    Hüzünle değil

    Yık şapkanı arkaya
    Bu da kundura
    Çakal derisi bu da
    Gerisi senin işin
    Bir soru kendine sor, bir soru ona
    Sakın sormadan vurma
    Ölüm pusuda
    Mahpusluk dersen
    Pusuda
    Ve yalnız kalma
    Dün biri seni sordu, Van'a gelmiş
    Görmek istemiş seni
    Demek ki bir başka tutsak o da
    Bir başka çekmiş
    Bilirim acılar birbirine benzemez
    Ama
    Acılar nerde bütün, sen onu yokla
    Çavlanı unutma, gölü unutma
    Mavzerini ayarla
    Hazır ol
    Kış bitecek birazdan, kışa geç kalma.

    III

    Bir tarakla ya da bir iğneyle saçlarından
    Tutturulmuş unutulmaya
    Suçu vardı, ne miydi suçu
    Suçları onların erkekleriyle
    Yokluğu varlığa çevirmek suçu
    Ve son kerteye gelmiş öfkenin cıvalanması
    "Hayır, hiç yenilmedik, çekildik yalnız
    Ve şimdi olduğumuz yerde
    Ve ayaktayız"
    Diyorlar ki, elbette doğru
    Kim katılmak istemez onlara
    Kim duymak istemez böyle bir suçu
    Ah Van'ın sarı rüzgârı
    Taşları şarap koyusu
    Akşamı kiremit tozu
    Hoşap Kalesi
    Bağdat Oteli
    Sınır türküsü
    Bana bir resmini ver arkadaş
    Ve söyle
    Neresinden bulurum şu İstanbul'u
    Bulamam
    Senin bakışın düzgün
    Bizimki çatık
    Ama anlaştık ya sen ona bak
    Yolun düşerse gene uğra
    Bizim gönlümüz kanmaz
    Aşımız bitmez senin gibi konuğa
    Üstelik daha bir pekişiriz
    İşleriz yan yanyken başkalarına da
    Tükenmez olur sevgimiz
    İyi yolculuklar sana.

    İyi geceler sana da
    Oğlum motoru ısıt
    İyi geceler Van
    Yolumuz bir başka Van'a, Kars'a.

_________________
“...monsieur mon passé, voulez-vous passer...”
Başa dön Gizli
İletileri göster:   
1. sayfa (Toplam 1 sayfa) [Toplam 6 mesaj]


Benzer Başlıklar
Konu Yazar Forum Cevap Son İleti
Yeni ileti yok Eserleri alper1071 Nazım Hikmet Ran 41 Pzr Arl 31, 2006 3:08 pm
alper1071 Son gönderilen iletiler
Bu konu kilitlenmiştir; cevap yazamaz, iletileri değiştiremezsiniz Necip Fazıl Kısakürek - Eserleri niyo Necip Fazıl Kısakürek 10 Cmt Şub 10, 2007 2:16 pm
niyo Son gönderilen iletiler
Bu konu kilitlenmiştir; cevap yazamaz, iletileri değiştiremezsiniz "R" Harfiyle Başlayan Eserleri
Edip Cansever
Tutsak Edip Cansever 0 Sal Mar 25, 2008 12:23 pm
Tutsak Son gönderilen iletiler
Bu konu kilitlenmiştir; cevap yazamaz, iletileri değiştiremezsiniz "P" Harfiyle Başlayan Eserleri
Edip Cansever
Tutsak Edip Cansever 3 Cum May 23, 2008 12:42 pm
Sch` Son gönderilen iletiler
Bu konu kilitlenmiştir; cevap yazamaz, iletileri değiştiremezsiniz "O - Ö" Harfiyle Başlayan E...
Edip Cansever
Tutsak Edip Cansever 4 Cum May 23, 2008 12:40 pm
Sch` Son gönderilen iletiler

Pano » Melankoli Özel Bölüm » Yazarlar / Şairler » Edip Cansever

Aranacak kelime:
Forum Seçin:   
Konuyu Görüntüleyen Kullanıcılar
Konuyu görüntüleyen kullanıcılar: 0 Kayıtlı, 0 Gizli ve 0 Misafir
Yok 
Bölüm Yetkilisi: Pano Yöneticileri
Yetki Düzeni: WebMaster, Genel Adminler, Pano Yöneticileri, Editörler, Bölüm Sorumluları, Bölüm Yöneticileri, Yazar Tk.

Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumdaki iletilere cevap veremezsiniz
Bu forumdaki iletilerinizi değiştiremezsiniz
Bu forumdaki iletilerinizi silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız





Pano · Basit Görünüm · RSS · Yardım · Kurallar · Çerezleri Sil · İletişim
Sist.: phpBB Group • TR Çeviri: phpBBTürkiye • Tema: Mavera
Melankoliyiz © 2006-2008
[Yükleme: 0.28056 sn][Sorgu: 30][GZIP: Açık][Debug: Açık]